14 Şubat 2009 Cumartesi

gerçeğin anlamı ya da anlamsızlığı ve özeleştiri...

gerçeğin bir anlamı var mıdır ? ona biz mi anlam yükleriz yoksa kendi başına da anlamlı mıdır ? neden bazılarımıza anlamlı gelirken, bazılarımız için ise anlamsızdır ? bunlar bir yana zaman zaman hepimiz için anlamsızlaşabilir, değersizleşebilir. ya da beynin oyunları ve farklı algılayışı gerçekten (realiteden) bir yanıyla bağımsız, yeni bir gerçek oluşturabilir, gerçekte olmayan ses, görüntü, kişi ve olayların beyinde gerçekleşmeye başlaması gibi. gerçeğe olumsuz anlamda bu kadar yüklenmemin ve pek tat alamamamın altında benim sürekli değişen kimyamın rolü olduğunu düşünüyorum. herkesin gerçekle uyumlu olmaya çalıştığı bir süreçte (eğitim, normlar, dostluklar, iş hayatı, aile gibi konularda) gerçeğin anlamsızlığıyla bu kadar kafayı bozmuş olmamın insanlara tuhaf geldiğini düşünüyorum. kendi açımdan baktığımda acaba gerçek (reddedilemez dünya) zaman zaman neden bana bu kadar anlamsız geliyor olabilir ? ne bekliyorum ya da ne istiyorum ya da acaba beklentilerimi mi yitirmiş durumdayım ? burada hayatı idealize etmiyorum, hayata çok güzel anlamlar yüklemiyorum. benim ki tam aksine özellikle kötü hissettiğim dönemimde bir hayatı karalamaya dönüşüyor neredeyse. gerçeği bu kadar dışlayarak onun yerine duyguyu, hayali, sezgiyi, sanatı, düşünceyi, felsefeyi yerleştirmeye çalışmamın da olumsuz sonuçları olabilir. sürekli sanal denebilecek bir dünyanın açtığı kapıların ardında yaşamaya başlamak ve hayattan alınması gereken hazları bir anlamda başka şekillerde telafi etmeye ya da yaşamaya çalışmak zorlayıcı bir hale gelebilir. burada benim her zaman değer verdiğim, kendime rehber edindiğim, inandığım sanatı, edebiyatı ve felsefeyi küçümsemiyorum. bu konulara verdiğim değerde yaşanacak bir azalma benim kendime duyduğum saygıda da bir azalmaya sebep olur. çünkü yaşam konusundaki duruş ve tavrım bu alanlarda edindiğim birikime göre şekilleniyor ve durmadan gelişiyor. burada bir "sınır" var yine de. gerçek olan ve gerçeğe bir değer, mana katmak için üretilenler, ortaya konulanlar arasındaki fark. biri kaya gibi gerçek bir durum, diğeri ise beynin hayatı daha da güzelleştirmek için ortaya koyduğu, --gerçek-- ten de beslenen hayalgücünün ürünleri. düşünce, duygu, hayal ve sezgi ile meşgul olma gerçeği reddetmeye dönüşmemeli. işte bu da benim kendime yönelttiğim eleştiri. sanatla meşgul olurken, artık kafamda nasıl bir tablo oluşturmaya başlıyorsam gerçeği reddetmeye, karalamaya, ondan bir şey anlamamaya başlıyor, tamamen sanat ve felsefeyle ortaya konulan anlamla ilgilenmeye, sanki her şeyi bunlardan beklemeye çalışıyor gibi oluyorum. sevdiğim bir söz var. şöyle : "yazarlar kontrollü şizofrenlerdir..." bir sanatkar ya da yazar zihnindeki kurguyu biçimlendirirken bunun gerçeğin içinde bir kurgu olduğunun bilincindedir. sanatçının ya da yazarın zihninde de bu dünyadan bir anlamda bağımsız bir dünya kurulur ama yazar ikisi arasındaki farkı bilen biridir. kurguladığı dünyanın içinde sadece yazabilmek için gezinir, bir süre bu dünyayı da yaşar ama hayatın da farkındadır. son cümlenin son noktasını koyduğunda artık kompozisyonunu tamamlamıştır ve sıra bu hayata katılan anlamı diğer insanlarla paylaşmaya gelir. işte ben de gelecekte daha iyi yazılar ve şiirler yazmak isteyen biri olarak gerçeğin bana görünüşüne teslim olmamam gerek. kurgulamak istediğim dünyayı yaşamaya ve oluşturmaya çalışırken içinde yaşadığım dünyayı ıskalamamalıyım. rahatsızlığım nedeniyle negatif dönemimde hissettiklerimin daha çok beynimin bir ürünü olduğunu fark etmeliyim. gerçek tek başına ne anlamlıdır ne de anlamsızdır. bunu anlamlı ya da anlamsız yapan bizim beynimiz ve algılayışımızdır. kendimi çok kötü hissettiğim zamanlarda bunun biraz da benim öyle algılamamla alakalı olduğunun bilincine varıp gerçeği karalamamalıyım. hayata anlam katma çabasında olan benim gibi bir insan gerçeği bu kadar reddederek bir yere varamaz, bu insanların da git gide daha çok yadırgadığı bir durum oluyor. ayrıca sağlığım için de bu tavır, düşünüş zararlı. yazar bunların üstüne geçebilmeyi başaran daha güçlü biridir. bu gerçek ile sezgilerim arasındaki çatışmanın da benim için bir itici güç olduğunu fark ediyorum. ama biraz denge kurmak gerekli. ne gerçeği yadsımalı ne de gerçek olmayanı gerçek kabul etmeli. umarım bu düşünceleri kendime rehber edinerek bundan sonrası için daha sağlıklı düşünürüm ve benim üretme, düşünme isteğimi sekteye uğratacak yanlışlara düşmem. öyle bir söz var ama şairlerin yalancı olduğuna katılmıyorum. sanatçı, yazar, duymazsa, zihninde şimşekler çakmazsa, sezmezse, hissetmezse ne yazabilir ne de üretebilir. yazar ve şairler yalancı olsalardı bizi bambaşka dünyalara sürükleyen o yazıları, şiirleri kaleme alamazlardı. kimse bu kadar iyi yalan söyleyemez. insanlar kendilerinin inanmadıkları bir iş için çaba sarf etmezler. sanata ve sanatçıya değer verilmeli. sanat bilinci toplumdaki her kesimden her yaştan insana aşılanmaya çalışılmalı, hatta devlet politikalarıyla bu anlayış desteklenmeli. ortada sığınacak hiçbir şey kalmadığında hayatımıza anlam katacak, umudu besleyecek bir değerdir yazı, sanat. benim gibi rahatsızlığı sebebiyle sorunlarla boğuşan bir insanı bile sanat, felsefe ve yazı sevgisi ayakta tutuyor. dünyayı deliler, sanatkarlar, yazarlar kurtaracak diyorum. her konuda yüksek bir bilinç ve beğeni seviyesini yakalamamızda bize yardımcı olacak alanlar sanat, felsefe ve bilimdir, hayalgücüdür, akıldır. herkese iyi çalışmalar arkadaşlar... --erhan demir-- excalibur__1984@hotmail.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder