"O" nun adı bir şarkı değil. kendimizden geçtiğimiz "kurtlar vadisi / binbir gece masalları" değil. AB gündeminde, kıbrıs sorununda o yok. iktidar ya da muhalefet de değil. insan haklarında yok. çünkü ermeni değil, kürt değil. alevi değil, sünni değil. fikri hür ! vicdanı hür ! inançları hür ! allah ın varlığına inanmış, bizlerden daha mümin. bir sade vatandaşın kimliğinden önce gelen adı O. ahlaksız teklif alanlarla, bu teklifi verenlerin, kaç para eder, kaç para etmezlerin ekseninde, ali cengiz oyunlarından vakit bulamayan büyüklerimizin, hiçbir kürsüde okumaya cesaret edemedikleri
bir "şiir" dir O. bir ağıt tır. kime yazılmış olursa olsun. kim yazmış olursa olsun. kim okursa okusun, fark etmez.
hep ACI yı anlatacaktır. bir gün olur tanışırsanız, --ki düşmanıma dilemem !-- dar gelir dünya yüreğinize. sudan çıkmış balık gibi, kurbanlık koyun gibi, sirkteki maymun gibi şaşalayacak... ölümlü bir fani olduğunuzu hiç aklınızdan çıkarmadan ölümle yaşam arasında cebinize yenik düşmeyi, ölümü kendiniz için, yaşamı da adı şiir olan hastanız arkanızda kalırsa diye düşlemeyi öğrenirsiniz. bunun ne ona ne de size yaşamak olmadığını bile bile. masum bakışlarla kendisine ne olduğunu, sizden sonra ona ne olacağını soran, hayatın gerçekleri karşısında savunmasız, duygularını ve beklentilerini en aza indirgemiş, kendisini koşulsuz size teslim etmiş bir canlının, sizden sonra başına geleceklerini o günden sonra en az bizim kadar anlayacaksınız...
"şizofren" , ana baba, karı koca, kardeş abla, oğul kız bilemez. O kendisiyle ilgilenen kimse, ona bakan, onunla bu hastalığın pençesinde can çekişeni sahibi bilir. onun anası da babası da O na sahip çıkandır. "kendisi baba bile olsa O çocuğunun çocuğudur" artık. bu çileyle yaşamını örmek zorunda olan aileler bilirler ki bir şizofrene sahip olmak, dünyanın her türlü ızdırabını, sineye çekmek demektir. kardeş kardeş olmaktan usanır. karı koca birbirine eş olmaktan usanır. babalar tanrıdan gelen bu iradeye boyun eğmekle birlikte isyanlar içindedirler. acz içindedir. parası pulu, canı malı, yetmez bu illetle uğraşmaya. ama analar ? analar ne usanır, ne isyana düşer. düşemez. anadır o. çocuğu ile birlikte hastane köşelerinde oradan oraya sürüklenir. itilir kakılır, azarlanır. en iyi haliyle acımaklı bakışlara muhatap olacaktır. biz toplum olarak sadece acımakla, "vah vah" larımızla birbirimizin yaralarını sardığımızı sanırız. yasalarımızda da acımaklı yaklaşımlar vardır çözümden uzak...
yaklaşık 25 yıllık hasta sahibiyim. çocukluğunda hayallerimizi paylaştığım kardeşim bir gün oldu benim bana ait sandığım hayatımı, gençliğimi, sağlığımı istemeden benden çalarak beni benimle paylaştı. saç sakal derken en mahrem yerleri dahil her türlü bakımı bana ait olan erkek kardeşimle çok uzun bir yolculuğa çıkmıştık o günden sonra. ilk hastaneye yatırdıklarında yirmili yaşlardaydık. bakırköy ün karanlık, ağaçlı yollarında bir kardeşi bu hastalığa kaptırmanın şokunu yaşadığımda benden annelik bekleyen 3 aylık bebeğim, benden kadınlık bekleyen bir eşim vardı. çalışıyordum. geçim derdimiz vardı. istanbul uzağına gelin gitmiştim. hastaneden kaçtı geldi. tekrar mahalleli beni arayıp kerdeşine sahip çık diyordu. istanbul ile adana arasında mekik dokurken bana yardım elini uzatacak bir devlet bulamadım. sosyal hiçbir hakkımız yoktu. annem biz küçükken, babam da onun hastalığını bile öğrenemeden göçüp gitmişlerdi. yolumuz taş, toprak ve çamurdu. ve uzundu. yürüdük, yürüdük. hala yürüyoruz. ama geriye baktığımızda bir adım yol almadığımızı görüyorum. hala devlet yok...
hastanelerin gerçek hastane, doktorların gerçek doktor olduğu, sadece bu hastalığın pençesinde çırpınan hastalarla biz hasta sahiplerinin yeri olan, tedavisiyle, psikolojisiyle, hemşiresiyle, hasta bakıcısıyla, mevzuatıyla, prosedürleriyle bizi bilen, bizlere yardımcı, yol gösterici ama mutlaka çözümcü "şizofren bakım evleri" istiyoruz. çünkü biz gerçeğin ta kendisiyiz...
iğnesinin zamanı geçmiş olan hastanın randevu sırası olur mu ? sırasını beklerken kendini yumruklayan, beklemekten bunalmış hastanın durumunu acil bir hal olarak algılamayan doktorlar var hastanelerimizde. size gecenin bir yarısında bıçakla saldıran, hastanızın yanında hayati tehlikeniz olduğunu söyleyen doktoru, sizi aynı hastayla el ele evinize gönderir. ilaçlarını muntazaman alması gerektiğini, mutlaka bir aile ortamında yaşaması gerektiğini anlatır size. çalışmak, para kazanmak zorundasınızdır. en iyi haliyle ilaçları hariç, sadece kuru ekmek arası, sigara, yanında olmazsa olmazı çayın ederi üç yüz liradır. emekli olduğum parayla kardeşime dışarda bir bekar evi tuttum. kocam eve almadı kardeşimi. bana da çok istiyorsam onun yanına göndereceğini söyledi. iki ev arasında ve iş tempom...
sık sık depresyona girip çıkmalarla gözyaşı içinde bir yaşam. her gün yaralı bereli bulduğum kardeşim kendini koruyamıyor, özlük işlerini yapamıyordu. farelerle kedilerin artıklarını yer olmuştu. sokağa çıktığında çöplüklerin içinden balık, et ayıkladığını söylediler. ne kadar sıklıkla gidersem gideyim yetemiyordum. beni görenler bana "zalim abla, sen insan mısın, kardeşini buraya atmışsın, ayıp ayıp !" diyorlardı. bu ayıp kimin ? bu zalimlik kimin ? nereye başvurduysam cevap aynı. "bakım evi yok !" akıl hastası ama akıl hastanesi almıyor. düşkün ama düşkünler evi almıyor. yoksul, öksüz, yetim, işsiz ve sahipsiz. onunla paylaştığım yaşam, ne bana ne de ona güzellikler getirmedi. evliliklerim yürümedi. sürekli iş değiştirdiğimden emekli yaşım geldiğinde tazminat alamadım. sadece maaş bağlandı. ve ben 22 yılı kardeşime çalışmıştım. ben ölünce kendisine kimin bakacağını sordu, durdu. şu anda kanser ve şeker hastasıyım. ikinci eşim de beni bıraktı. çocuğum tüm bu sıkıntılardan daraldı, yurt dışına kaçtı, orada evlendi. benim hayatı mı ona mı devredeyim, bir hayat daha mı sönsün ? "şizofren evi dostları" yla tanıştığımda içimi bir umut sarmıştı. ama onların da yapacakları pek bir şey yoktu. analar çocuklarının sonlarını gördüler benimle. ve bir gün kardeşimi alıp derneğin önünde ikimizi birden yakacağım. o gün uzak değil... --ADALET HİM--
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

masum ama bir o kadar da SOSYAL OLMAYAN ADALETİN TEK bir SUÇU VARDI: SEVGİSİNİ SEBİL EYLEMEK...
YanıtlaSilo daha çok bahar kız oldu; yunus emre'ye kavuşmak için... sonsuz ve zamansız bir yolda, ateşli al atların yelesinde özgürlüğü ve mutluluğu aradı hep... çocuksu ve delice... ilk günahı ve ilk yanlış adımı, yüreğindeki ok'u çıkarmakla başlattı... tek çözüm: en zor koşullarda bile umut ve ütopyamızı yitirmemektir. küçük sevinçlerden mutluluğu yakalamaktır. yani sevgiyi sebil eylemektir...
www.dursunozden.com.tr